
Daha büyük projelerin demonstrasyon aşamasından ticari kullanıma geçmesiyle hidrojen üretim teknolojileri gelişmeye devam ediyor. 2026'da yayımlanan yeni araştırmalar, en yaygın kullanılan iki elektrolizör teknolojisi olan alkali ve proton değişim membranlı (PEM) sistemler hakkında güncel bir karşılaştırma sunuyor.
John Cockerill tarafından BloombergNEF ve Dünya Bankası verilerine dayanılarak aktarılan bilgiler, alkali teknolojisinin mevcut projelerde hâlâ baskın olduğunu, PEM sistemlerinin ise giderek daha büyük ölçekli kurulumlara ulaştığını gösteriyor.
Ulaşım bağlantılı hidrojen projelerinde bu karşılaştırma özellikle önem taşıyor. Üretim verimliliği, işletme esnekliği, çıkış basıncı ve altyapı maliyetleri hidrojen tedarikinin ekonomik yapısını doğrudan etkileyebiliyor.
Araştırmalara göre alkali sistemler, dünya genelinde hâlen yapım aşamasında bulunan elektrolizör projelerinin yaklaşık %84'ünü oluşturuyor.
Teknoloji onlarca yıldır endüstriyel ölçekte kullanılıyor ve gelişmeye devam ediyor. Son gelişmeler arasında zirkonya bazlı gelişmiş ayırıcılar, nikel alaşımlı elektrotlar, geliştirilmiş stack mimarileri ve dijital izleme sistemleri bulunuyor.
Basınçlı alkali sistemler, hidrojeni daha yüksek basınçta üretmek üzere tasarlanıyor. Bu yaklaşım, sonraki aşamalarda ihtiyaç duyulan ek sıkıştırmayı azaltabiliyor.
BloombergNEF'in 2026 verilerine göre Batılı alkali sistemler 2025 yılında kilogram hidrojen başına yaklaşık 54,6 kWh enerji tüketirken, Batılı PEM sistemlerinde bu değer yaklaşık 55,1 kWh/kg olarak gerçekleşti.
PEM teknolojisi daha kompakt bir mimari, yüksek akım yoğunluğu ve değişken elektrik girdilerine hızlı tepki sunuyor.
Bu özellikler, alan kısıtlarının, hidrojen saflığının veya dinamik çalışmanın önemli olduğu uygulamalarda avantaj sağlayabiliyor.
Birden fazla PEM kurulumu 50 MW seviyesini aşmış durumda. Ancak araştırmalar, bu ölçekte uzun dönemli saha performansına ilişkin verilerin hâlen sınırlı olduğunu belirtiyor.
PEM sistemleri ayrıca iridyum ve platin gibi malzemelere ihtiyaç duyuyor. Bu durum maliyet ve tedarik zinciri açısından ek değerlendirmeler gerektiriyor.
Araştırmanın öne çıkan konularından biri, elektrolizör performansının nasıl ölçüldüğü.
Günümüzde degradasyon, verimlilik, minimum çalışma yükü veya yeniden başlatma sürelerinin hesaplanmasına yönelik evrensel olarak uygulanan bir endüstri standardı bulunmuyor.
Bu nedenle farklı üreticiler tarafından yayımlanan performans rakamları her zaman doğrudan karşılaştırılabilir olmayabiliyor.
Proje geliştiricileri ve alıcılar açısından gerçek çalışma koşullarında elde edilen referanslar, teknoloji seçiminde giderek daha önemli hale geliyor.
Her çalışma koşulunda en iyi performansı sunan tek bir elektrolizör teknolojisi bulunmuyor.
Proje geliştiricilerinin elektrik maliyeti, yenilenebilir enerji değişkenliği, gerekli hidrojen basıncı, mevcut alan, proje ölçeği ve beklenen çalışma profilini birlikte değerlendirmesi gerekiyor.
Mobilite uygulamalarını destekleyen hidrojen altyapısında bu parametreler yalnızca hidrojen üretim maliyetini değil, sıkıştırma ihtiyaçlarını, depolama mimarisini ve sistemin genel tasarımını da etkileyebilir.


